Ahmet Taner

Ailemizin reisi, değerli babamız Ahmet Taner'in anısını korumak ve hayatını kutlamak için…

Nar Dede

Dedemin lakabı bizim evde ‘Nar Dede’ çünkü Mehmet Efe ilk narı Dedem terasta otururken onun önünde gördü. Beraber ayıkladılar ve yediler. Mehmet Efe ondan sonra her defasında Dedeme narı olup olmadığını sordu, yazın bile! Bir sonraki sonbaharda Mehmet Efe’ye Nar Dedesi narları gösteriyor ve bu sabırsız çocuğa sabırla narın daha olmadığını, dışının hala yeşil olduğunu ve çatlamadığı için yenilemeyeceğini anlatıyor.

-Yavuz Taner

Mehmet Efe ve Ahmet - 25 Ekim 2006

Mehmet Efe ve Ahmet – Çiçekliköy –  25 Ekim 2006

Advertisements

Tayfur Eren Doğum Ziyareti

Dedemin bizim eve son ziyareti. Eylül 2009. Tayfur Eren’in doğumundan kısa süre sonra Dedem yeni torununu görmeye geldi. Tayfur Eren’i kucağına almak istedi ve bizleri şaşırtacak derecede uzun süre ilgilendi yeni torun çocuğuyla. Kime benzediğiyle ilgili yorumlarda bulundu ve bir sürü de espri yaptı. Fotoğraf için Mehmet Efe’ye kendisi dedi ‘böyle gel ‘ diye…

-Yavuz Taner

Tayfur Eren, Ahmet, ve Mehmet Efe

Tayfur Eren, Ahmet, ve Mehmet Efe – Eylül 2009

 

 

 

Eylül 1986 – Çiçekliköy

Soldan sağa: Emre Albayrak, Engin Taner, Leyla Taner, Yaman Tokat, Osman Taner, Ahmet Taner, Fahrettin Tanık

63 Yıldan Sonra İlkokul Ziyareti

Bana Bornova Kars İlkokulundan mezun olduğunu söylemiş idi. Bundan on yıl kadar önce Doğanlar Köyü (şimdi mahallesi) Hüsnü Bornovalı İlkokulu müdürü Babamı bulup okul ziyaretini istedi vekeni okullarından mezun olduğunu gösterir kaydı gösterdi.

Ahmet Taner’in ilkokul kaydı

Babam da okulu ziyaret etti. Tahminim, Doğanlar’da ilk okul açılınca Kars İlkokulu kayıtları buraya aktarmış olabilir. Bu durumda ne dedi bilmiyorum. Ama Hüsnü Bornovalı İlkokulu’na birkaç sene yardımda bulundu. Zaman zaman ben de yardım etmeye devam ettim.

Deniz

Hüsnü Borovalı İlkokulu Ziyareti, 13 Mayıs 1997

Dört Nesil Bir Arada

Soldan sağa: Deniz Taner, Ahmet Taner, Yavuz Taner, ve Mehmet Efe Taner

Plastik Piliç

Ben Ankara’da ODTÜ’de öğrenciydim. O dönemde daha İzmir Enternasyonel Fuarı Dışında Sanayi Fuarı Yok. Odalar birliği bir sergi düzenlemişti. Bu sergi için beni görevlendiriyor.

Piliç makinasi ise başlı başına bir hikaye…

Bir Almanya seyhati esnasında mutfak fırınlarına monte edilen ve fırına yerleştirilen piliçi çeviren bir motor görmüştü. Çok hoşuna gitti. Bunu alalım dedi. Adamın vitrininde teşhir maksadı ile duruyor. Üzerinde de bir plastik kızarmış piliç takılı. Adamlar satmak istemiyor. Bu teşhirdir satamayız diyorlar. Bana hadi ikna et sen bunları alırsın dedi bastırdık adamlar pes ettiler ve pahalı da olsa motor ve plastik pilici aldık.

 İçinde bir sürü küçük metal dişli olan zor bir üründü. Çok uğraştı yapmak için. “Bak Almanya’da herkes tavuk yiyor, Türkiye’de de böyle talep olacak,” dedi. Neyse çok problemli bir üretim ortaya çıktı. Tabii ki o günün Türkiye’sinde büyük zorluk. Azmetti Aurer diye Fransız lisanslı bir fırın üreticisi vardı İstanbul’da, onlara epey imalat yapıldı.

Bu plastik pilicin ayrı bir hikayesi de var. Aslından ayrıt edilemeyecek görünüşte idi. Ahbaplar Bornova’da hakim Abdullah beyler eve yemeğe davetliydiler. Pilici yassı bir tabağa yerleştirdi, üstünü yağladı ve etrafına salata vesaire yerleştirdi. Anneme masaya koydurttu.

Yemek başlarken hakime, “Az bir tavuk var kimseye yetmez sen hakimsin şunu adaletli paylaştırıver,” dedi. Adamcağız çatalla bastırıp çalışıp bıçağı sürtmeye çalıştıkça bizim plastik piliç direniyor ve salatalar masaya dökülüyor.

“Yahu ammada sert bir tavukmuş,” diye sitem edince kahkahalar koptu. Durum anlaşılınca adamcağız önce bozuldu sonra o da gülmeye başladı.

Babamın böyle muziplikleri çoktu. Sohbetlerde çoğunlukla dinler o hassas an gelince espriyi patlatırdı. Az konuşmasından dolayı ondan bunu beklemeyenler esprininde kalitesinden mest olurlardı.

O yemek akşamı annem merakları gidermek için tavuğu sabunla yıkadı salona getirdi ve plastik hayvan elden ele dolaştı. Vallahi o akşamımdır yoksa başka bir gün müdür hatırlamıyorum çekiştirirken bacağının biri koptu. Belki de hakim bey yaraladı falan, filan.

Dikkat edin bu emektar tavuğu teşhirde kullanmak için bana Ankara’ya gönderirken bu eksik bacağa işaret ediyor. “Malum ayağı yok ona bir ayak uydur,” diye talimat veriyor. Plastik tavuğa protez. Bu mektubu her okuduğumda da gülerim. Nur içinde yat sevgili babacığım.

-Deniz Taner

15/11/1972
Oğulum Deniz,

Sergi için luzumlu işleri iki kasa içinde dun sn Şen İzmir Anbarı ile Ankara’ya senin adresine gönderdik. Sen bunları anbardan alman lazım. Sana bir miktarda kasanın içinde buroşur gönderdik. Açılış için gelmeye çalışacağım. Fakat gelme ihtimalim zayıf. Açılışta sen bulunmaya çalış. Teşhir edilecek işler arasında piliç makinasınıda gönderdim (plastik pilicide dahil). Yanlız ayağı yok ona bir ayak uydur.

1938 Okul Fotoğrafı

1938 yılında, Ahmet Taner, Mithat Paşa Sanat Enstitüsünde yatılı okuyor.

Ayakta soldan sağa: Muharrem amca, Ümmühan hala (İmbili hala), Ahmet, Hasan amca.
Oturanlar soldan sağa: Sultan nine (Ebe nine) ve Zeliha yenge (Zala yenge)

-Deniz Taner

FAZ Elektrik’te Yemek Sorunu

FAZ Elektrik’te o yıllarda yemeğimizi kendi personelimiz pişiriyordu. Aşçı Hüseyin ve iki tane şisman muşamba önlüklü yardımcı kadin. Aşçi Hüseyin’in en büyük özelliği ayda bir pişirdiği terbiyeli dana kelle idi. Saatlerce kazanda kaynayan bu kellelerin etleri hellim gibi olurdu, afiyetle tıka basa yerdik. O zamanlar kolestrol falan bilinmiyordu. Yada bizim haberimiz yoktu.

Ekteki notu astsubay emeklisi personel şefi Hasan Sarıca’ya hitaben yazmış. Yarim A4 kağada arkalı önlü.

-Deniz Taner

13/7/1977
Hasan Bey,

Biliyorsunuz bu hafta sonu fabrikamız senelik tatile çikacak. Fabrikamız mutfağında gördüğüm korkunç pislik tüylerimi ürpertti. Sizden rica ediyorum; Perşembe ve Cuma günü mutfakta çalışanların başlarından bir dakika ayrılmadan, bulaşık yıkanan yeri, yemek pişirilen kuzineleri, ve mutfağın yerlerini çok temiz olarak bu mutfak personeline temizletilmesi için, size her türlü selahiyeti veriyorum.

Ümit ediyorum ki gider ayak bu şişman kadınları analarından doğduğuna ve 4 senelik pisliklerini temizlemelerini temin edersiniz.

Gözleriniden öperim,
A. Taner

Sayfiye Evi ve Ford Falcon

AFS bursu ile ben ABD’de iken, Çeşmealtında yaptırmakta olduğu sayfiye evinin bana krokisini göndermiş. Dikkat: Garajda “Falco Fort” duruyor.

Başka bir mektupta bana “Falcon Fort bütün arabaları geçiyor ama benzinciyi geçemiyor, Opelin iki misli benzin yakıyor” diye şikayet etmis.

Ne Falcon Fort’tu be patinaj yaptıracağım diye iki defa birinci vites dişlisini kırmıştım. Allah rahmet eylesin, Orhan abi (Oto Delta), “Hallederiz hocam önemli değil,” diyerek vaziyeti idare edip, bana da, “Bak bi daha kırarsan seni idare etmem,” diye ikaz etmişti.

-Deniz Taner

Ahmet ve Mehpare Taner’in Nikahından

26 Mayıs 1948, İzmir Evlendirme Dairesi

Artık yerinde olmayan, İzmir Evlendirme Dairesinde kıyılan nikah fotoğrafı.

Soldan sağa: Gür abi, İbrahim enişte, Neriman teyze, Ahmet, Mehpare, Nezaket Teyze, Osman abi, Mukbil enişte, Belkız teyze, ve Aziz dayı

Ayni fotoğrafın parlak baskısi…